<
Üyelik Girişi
KATEGORİLER
Site Haritası
SAĞLIK KÖŞESİ

GIDA KATKI MADDELERİ

Gıda Katkı Maddesi Nedir?

Tek başına gıda olarak tüketilmeyen veya gıda ham veya yardımcı maddesiolarak kullanılmayan, tek başına besleyici değeri olan veya olmayan; seçilen teknoloji gereği kullanılan  işlem veya imalat sırasında kalıntı veya türevleri mamul maddede bulunabilen, gıdanın üretilmesi, tasn,f,, işlenmesi, hazırlanması, depolanması sırasında gıda maddesinin tat, koku, görünüş yapı ve diğer niteliklerini korumak, düzeltmek veya istenmeyen değişikliklere engel olmak ve düzeltmek amacıyla kullanılmasına izin verilen maddeler, gıda katkı maddeleridir.

Gıda katkı maddeleri yapılarına göre; doğal, doğala özdeş veya yapay olarak sınıflanır.

1. Doğal Katkı Maddeleri : Pancar suyundan elde edilen kırmızı renklendirici

2. Doğala Özdeş Katı Maddeleri : Ör:Doğadakini insan tarafından yapılan aynısıdır.Ör: vanilya.

3. Yapay Katkı Maddeleri : Doğada bulunmaya insanlar tarafından yapılan katkı maddeleridir.Ör:Sakkarin

Gıda katkı maddeleri neden kullanılır:

Gıdalar, ısı değişiklikleri, oksidasyon, mikrobiyal bulaşmalar gibi çok çeşiti çevresel faktörlere maruz kalabilmektedir.Bu durum gıdaların yapısal ve duyusal özellikleri ile beraber gıda güvenliğini riske atabilmektedir.

Gıdanın raf ömrü sürecinde mikrobiyolojik bozulmayı önleme,

Dayanıklılığı artırma,

Besleyici değeri koruma,

Renk, görünüş ve lezzet gibi duyusal dayanıklılığı arttırma, gibi amaçlarla kullanılır.

Gıda katkısı kullanımı zorunlu değildir.Ancak tüketme sunulan hazır besinlerin görüntüsünde, renginde, tadında ve besleyici değerinde oluşabilcek ve sağlığa zarar verebilecek olumsuz durumların gelişmesini önler.

Gıda Katkı Maddeleri Sağlık için Risk oluşturur mu?

Uluslararası standartlara uygun olarak denetimden geçen gıda katkı maddeleri  sağlık için risk oluşturmaz.

Risk içerdiği tartışılan gıda katkı maddeleri; E250 ve E251 dir.Bunlar kansere neden olan nitrozaminleri oluşturur.Kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltırlar.

Aşırı  kullanımları sonucunda yüksek ihtimalle mide kanseri oluşur.E250 ve E25 et ürünlerinde bulunur.

Riskli diğer bir koruyucu katkı maddesi de E210 dur.Astım,deri dökütüleri ve hiperaktiviteye neden olan Benzoik asit(E210), meyve uları, sos, ketçap,mayonez,reçel ve peynirlerde kullanılır.E210, izin verilen sınırların üzerinde kullanılırsa kişide allerjik reaksiyon oluşturur.

Astımlı hastalarda, astım atakları başlatabilen bir diğer koruyucu katkı maddesi kükürt dioksit (SO2) yani E220  dir.SO2 ye karşı tepki kişiden kişiye farklılık gösterir.Sülfitler asırlardır kullanılmaktadır ancak son zamanlarda özellikle 20-25 yıldır astımı olan ve olmayan pekçok kişide allerjik reaksiyonlara neden olabildiği görülmüştür.

İnsanların endişeyle yaklaştığı diğer bir katkı maddesi de MSG yani mono sodyum glutamattır.En çok çeşni verici olarak kullanılan maddedir.Tat reseptör fizyolojisi ilgili çalışmalar 5.temel tadın varlığını ortaya koymuştur.Bu MSG tarafından oluşturulan  ve "umami"denen taddır.İşleme ve depolama sırasında kaybolan doğal rengi yeniden kazandırmak, zayıf  olan rengi kuvvetlendirmek, gerçekte renksiz olan bsine renk vermek, düşük kaliteyi gizleyerek tüketici beğenisi kazanmak amacıyls kullanılan bazı renklendiricilerin kullanımıda toksik ve karsinojenik (kanser yapabilen) olarak değerlendirildiği için yasaklanmıştır.

GIDA KATKI MADDELERİ İLE İLGİLİ BİLİNENLER

Tüm gıda katkı maddeleri insan sağlığı için zararlı değildir.

Gıda katkı maddeleri uluslararası standartlar dikkat alınarak hazırlanan "Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği"ne göre kullanıldıklarında sağlık üzerine zararlı etki göstermezler.

Tüm gıda katkımaddeleriyapay değildir.

Yapay olabildikleri gibi birçoğu da doğal ya da doğala özdeş maddelerden oluşur.Ör:E162 pancar suyundan elde edilen kırmızı renklendirici.

Gıda katkı maddeleri sadece paketlenmiş hazır gıdalarda bulunmaz.Ekmek ve rafine tuz dahil işlenmiş gıdaların tamamına yakınında katkı maddesi kullanılır.

E kodlu maddelerin hepsi zararlı değildir.(E harfi Europa yani Avrupa kelimesinin ilk harfidir.Gıda katkı maddelerinde bir  standardın oluşturulabilmesi için uluslararası bir sistemle kodlanmıştır.)

E330 kanserojen değildir.Sitrik asit yani E330 günlük beslenmemizde yer alan limon, portakal gibi meyvelerde bol miktarda bulunan ve metabolizma sonucu vücutta oluşan bir maddedir.

Besinlere katılması ile besinlerin raf ömrü uzar, meyve sebzelerde kararmayı önler, demir ve bakırla bağlanarak, yağların acımasını geciktirir ve hiçbir sağlık riski oluşturmaz.

 

GEBELİKTE FOLİK ASİT KULLANIMI

Folik asitin diğer adı B9 vitamini ve folasindir.Folik asit karaciğerde depolanabilir ve bağırsak bakterileri tarafından da üretilir.Güçsüz olduğu için ısı, ışık, bekleme ve pişirilme durumlarında anında tahrip olur.

Folik asit gebelik döneminde önemlidir.Çünkü hücre yapı taşlarının, kırmızı kan hücrelerinin ve sinir dokularının oluşumunda etkili bir B grubu vitaminidir.

Hamilelik döneminde anne tarafından rutin kullanılmalıdır.Folik asit mercimek, yeşil sebzeler, ceviz, ıspanak, fındık, fıstık, yumurta sarısında, baklagillerde, kuru fasulye ve ayçekirdeğide bulunur.

Folik asit bebekte oluşabilecek anomalileri engellemek için kullanılır.Folik asitle yapılan birçok çalışma sonucuna göre, folik asit kullanan annelerin bebeklerinde kullanmayanlara nazaran daha az anomali görülmesidir.

Sık görülen başlıca anomaliler, spina bfida, anensefali ve nöral tüp defektidir.(omurilik yapısının bozuk gelişmesi)

Hamilelik düşünen her anne gebeliğe 3 ay kala folik asit kullanmalıdır.Folik asit uzun süre bile kullanılsa yan etki yapmaz.Bu yüzden 3 aydan biraz daha fazla da kullanılabilir.

Hatta bazı uzmanlara göre gebe kalmadan 1 ya önce başlanmalıdır.Önce 1 ay ve sonrasındaki 3 ayla beraber toplam 4 ay.

Besinlerle alınan folik asit miktarı yeterli olmayacağı için mutlaka dışarıdan da tablet takviyesiyle desteklenmelidir.

Günlük 400 mcg ya da diğer bir söyleyişle 0,4 mg almak yeterlidir.

Folik asit bahsettiğimiz gibi önemli bir destektir ve toplumumuzda yanlış bir inanış vardır.Folik asit sadece hamileliğe hazırlık döneminde kullanılır diye.Ancak bu yanlış bir bilgidir.Folik asit herzemen kullanılmalıdır.Ya folik asitlerden zengin besinleri tüketerek ya da tablet formunda takviye ederek.

Gebelikten 1 yıl önce folik asit kullanmaya başlayan annelerin erken doğum riskini %70 azalttığı da baz çalışmalarda gösterilmiştir.

 

Yukarıdaki konuyla ilgili tecrübelerinizi ve sorularınızı paylaşırsanız, hepimiz daha çok bilgi sahibi oluruz.

 

 

HAMİLELİK İÇİN UYGUN ZAMAN NE ZAMANDIR?

Hamilelik eski zamanlarda biraz daha şansa bırakılırmış.Ama günümüzde eşler çok daha bilinçli ve kontrollü davranıyor ki doğrusu da bu zaten.

Ancak ne kadar planlı, bilinçli ve kontrollü de olunsa gebelik gerçekleşemiyor.Bunun bir sebebi de yumurtlama zamanının tutturalamamasıdır.Tabii ki yaş faktörünüde göz ardı etmemek gerekir.Yaş ilerledikçe doğurganlıkta azalır.(Genellikle 35 yaş üstü)

Yumurtlama dönemi reglynin başladığı 1.gün kabul edilir ve yumurtlama dönemide sağlıklı bir kadında 13. ve 15.günler arasında gerçekleşir.Bu dönem hamilelik için en uygun dönemdir.

Sperm cinsel ilişkiden sonraki 48-72 saat içinde rahimde kalabilir.Doğru dönemde kadının rahminde yeterli sperm olabilmesi için, hergün ilişkiye girmeyip, gün aşırı ilşkiye girilmesi doğrudur.Çünkü hergün yaşanan cinsel iliki ile erkeğin menisindeki sper sayısı azalır.

Diğer önemli bir konuda beslenmedir.Özellikle bu dönemde sağlıklı ve dikkatli beslenme ile sperm kalitesi ve yumurtlamayı artmaktadır.

Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde, özellikle kadının sigara,kahve ve stresten uzak durması önemlidir.Bunlar gebeliği azaltıcı faktörlerdir.

Hamile kalabilmek için önemli bir başka konuda cinsel ilişki esnasındaki pozisyondur.

ILIK YA DA SICAK SU İÇMEK ZAYIFLATIR MI?

Sıcak su tokluk hissi vererek zayıflamaya yardımcı olur.Soğuk su tam ters etki göstererek iştah açıcı ve daha çok yemeye teşvik edici bir etki yapıyor.Sadece soğuk su içmek değil aynı zamanda soğuk suda yüzmek bile acıktırıcı bir etkiye sahip.

Sağlık uzmanları artık sıcak suyun kilo verimine katkıda bulunduğuna karar verdi.

Sıcak suyun iştah kapama dışında çok önemli bir özelliği de bağırsakları yumuşatarak harekete geçirmesi.Bununda sonucunda bağırsaklar daha hızlı çalışıyor ve yağ yakma süreci de hızlanıyor.Önerilen yemeklerden yarım saat önce sıcak ya da ılık su içilmesi.

Sıcak suyun bir başka faydasıda, mide yüzeyinde kanda direkt olarak emilen bir madde olması.Vücut suyu diğer bileşenlerden ayırmak zorunda kalmaz.

Sıcak su, kabızlığı gidermeye de yardım eder.

Çinliler oda sıcaklığından daha soğuk bir şey yemez ve içmezlermiş.Çinlilere göre vücuda alınan soğuk besinler, iç organları büzerek sorunu daha da büyütür.

Artık bir çok kişinin kendisinde de deneyip olumlu sonuçlar aldığı bir gerçek var.Sabah uyanıp bir bardak sıcak ya da ılık bir bardak su içmek.Bunun içine bir iki damla limon ya da elma sirkesi de damlatabilirsiniz.

AYURVEDA NEDİR?

Ayurveda, Hintlilerin bir çeşit yeme alışkanlığı daha doğrusu sürekli uyguladıkları bir diyet.Günümüzde de Hindistan,Nepal ve Sri Lanka da uygulanmaktadır.

Ayurveda sadece kilo vermek için kullanılan bir diyet değil, aynı zamanda sağlığı korumayı da hedefleyen bir disiplin. 

Ayurveda inanışı ya da uygulayışına göre, Kahve ve Alkol kesinlikle yasak.

Modern zamanın üzerimizde oluşturduğu bazı alışkanlıklar ayurveda da kesinlikle yasak.Örneğin sabah yağlı poğaça çay,kahve.Akşamda eve geldiğinizde mikrodalgaya atılan hazır bir gıdanın ısıtılarak yenmesi gibi.

Ayurveda insanlara; taze, sıcak ve hazmı kolay besinlerin tüketilmesini söylüyor.

Ayurvedaya göre ne kadar aç olunursa olunsun asla fazla yemek yenmemelidir.Yemek yeme ölçüsünü siz belirliyorsunuz : Yiyeceğiniz yemek iki avucunuzu birleştirdiğinizde ortada oluşan boşluk kadar olmalıdır.

Ayurveda bedeni dosha denen 3 tipe ayırır.

1.  Vata : Sinir sistemini harekete geçiren hava ilkesi

2.  Sindirim sistemini düzenleyen ateş ilkesi

3.  Kapha : Besin maddelerini dolaşım sistemine taşıyan su ilkesi.

 

KİRPİK NAKLİ

 

Bilim adamları son günlerde saçınızdan alınan bir telin göz kapaklarınıza yerleştirilmesi ile gerçekleşen kirpik ekimine, çeşitli alternatifler yaratmaya çalışıyorlar. En etkili olanlarından biri de glokom hastalığı tedavisinde de kullanılan bimatoprost… FDA tarafından onayı beklenen bu içeriğin botoks ile uygulanması ile artık kirpikleriniz daha uzun olacak.

 

Hollywood’un müthiş yıldızları kariyerleri ve oyunculukları kadar, güzellikleri ile de efsaneleşen isimler. En can alıcı noktalardan biri ise kirpikler! Kimi zaman bir maskara yeterli olurken, kimi zaman da estetik ameliyatlar sayesinde daha uzun kirliklere sahip olabilirsiniz. Kirpik ekme operasyonlarına son yıllarda bir çok alternatif eklenmiş durumda. Üstelik çoğu ülkemizdeki estetisyenler tarafından da uygulanıp tavsiye ediliyor. Kısa bir süre öncesine kadar kozmetikten çok rekonstrüktif nedenlerle zorunluluktan yapılan kirpik ekimi, artık kirpiklerini kısa bulan kadınların da imdadına yetişir oldu. Saçları dökülen erkeklere uygulanan saç ekim tekniklerinden yararlanan cerrahlar; “kökten çıkar ve dik” adı verilen teknikle kadınları, takma kirpiklerin ve maskaranın yetmediği durumlarda uzun ve gür kirpiklere kavuşturuyorlar. Üstüne üstlük, bu kirpikler tıpkı saç gibi ekildikten sonra da uzamaya devam ediyor! 

 

Bir çok uzmanın hem fikir olduğu bir konu, göğüs estetiği vücuda görsel olarak ne kazandırıyorsa, kirpik nakli de gözler için aynı şeyi yapıyor… Kirpik ekiminin ortaya çıkmasıyla birlikte kadınların bu operasyonu yapan söz konusu merkezlere akın etmesi, bu düşünceye sahip olan uzmanların ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Dünyanın dört bir yanından 40 kadar ünlü cerrahın gözetiminde gerçekleştirilen ve dünyadaki ilk canlı kirpik nakli ameliyatı olarak da bilinen operasyonda hafif uyuşturucular ve lokal anestezi altında yapılan operasyon sırasında başın arkasında ufak bir kesik açılarak, buradan 30 ya da 40 saç folikülü çıkartılıyor. Bunlar daha sonra büyük bir titizlikle teker teker hastanın göz kapaklarına dikiliyor. Kirpikleri yanan veya çeşitli hastalıklar sebebiyle dökülen hastalara kirpik nakli yapılabildiğini öğrenen kadınların aynı işlemi estetik amaçlı yaptırmak için cerrahların kapısını aşındırmaya başlamasıyla , bugün artık yapılan kirpik ekimlerinin %80’inin kozmetik amaçlı olduğu belirtiliyor.

 

Artık ülkemizde de uygulamaya başlanan bu operasyon, herkesin hayal ettiği uzun ve etkileyici kirpiklere sahip olmasını sağlayacaktır. 

 

SAÇ BAKIMI ve KİŞİSEL KÜRLER

 Kadın güzelliğinin kuşkusuz en göz alıcı unsuru sağlıklı, parlak, canlı saçlarıdır. Her kadının hayali, rengi ve şekli ne olursa olsun sağlıklı saç derisiyle ışıl ışıl parlayan saçlara kavuşmaktır.

 Günümüzde şehir hayatının getirdiği stres, hava kirliliği, günlük hayatın hızı gibi etkenler en kuvvetli saçları bile hızla zayıf ve bakımsız hale getirebilir.

 Günlük hayatta, ne ev işleri ve çocuk bakımı ile günü nasıl tükettiğini anlamayan ev kadınları ne de koşturmaca ile eve yorgun argın dönebilen iş kadınları, kendilerine hak ettikleri uzun ve şımartan bakımlar uygulayabiliyor. Şanslı bir azınlık bu pahalı ve zaman alan bakım kürlerine ayırabilecek zaman ve bütçeye sahip. İşte bu nedenle saçlara gereken özeni göstermek için pratik, ucuz ve kolay ulaşılabilir çözümler aranıyor.

 Saçın temel hayat unsurunun kökü ve saç derisi olduğu unutulmamalıdır. Parlak ve sağlıklı saç teli için sağlıklı ve nefes alabilen bir kök ve saç derisi hedeflenmelidir. Sanıldığının aksine, market tipi şampuanlar kullanarak her gün saçları yıkamak saçı besleyen veya koruyan bir yöntem değildir.

 Saçı için en doğru şampuanı eczanelerden arama lüksüne sahip olmayan kadınlar için en sağlıklı çözüm, mümkün olduğunca basit formüllü bir ürün ile gün aşırı saç köklerini yıkamak ve iyice durulamaktır. Saç köklerine parmak uçları ile masaj uygulamak en faydalı yöntemlerden biridir. Kolay taramayı sağlayan saç kremlerini de mümkün olduğunca kökten uzak tutarak, saç uçlarına uygulamak önerilir. Krem uygulanan saç henüz ıslakken taranarak açılmalı ve bir sonraki yıkamaya kadar sert ve kuru tarama yapılmamalıdır. Saça kuruyken şekil vermek için kolaylıkla bulunabilen pek çok kozmetik ürün, durulanmayan krem satılmaktadır. Şekillendirme işlemlerinde uygulanan aşırı sıcak, saçı oluşturan kabuksu dokunun tersine uygulanmamalıdır. Bu, saçlarınıza her zaman kökten uca doğru fön uygulamanız anlamına gelir. Fön uygulanmayan durumlarda da mümkün olduğunca şekil verici işlem aynı biçimde, kökten başlayarak uca doğru uygulanan hareketlerden oluşmalıdır.

 

Kırık saç uçları için eczanelerden kolayca edinebileceğiniz basit yapılı merhemler ile zeytinyağı uygulanabilir. Kabuksu yapıyı bir tutkal gibi kırıklıkların oluştuğu yerlerde yatıştıran bu işlem, istenilen sıklıkta uygulanabilen kolay ve ucuz bir yöntemdir.

 Saç kökleri için, yine en pratik ve ucuz çözüm zeytinyağı mucizesindedir. Kurumuş ve yıpranmış her tür saç ve saç derisinde canlandırıcı etkisi kanıtlanmış basit bir kür sıcak zeytinyağı uygulamasıdır. Mümkün olduğunca temiz olan saç köklerine, ısıtılmış zeytinyağı parmak uçları ile masaj uygulanarak yedirilir. Zeytinyağının, saç derisi gibi ılık bir durumda uygulanması yeterlidir. Burada ısı etkisini, sıcak su ile ıslatılmış ve suyun fazlası alınmış veya sıcak buhar ile nemlendirilmiş bir havlu veya benzer bir saç örtüsü verecektir.Havlu, saç dersini kaplayacak biçimde başa örtülür. Isı etkisiyle açılan saç derisi gözenekleri zeytinyağını emecek ve saç kökleri parlak ve kuvvetli uzayacaktır. Saç dökülmesi ve kellik sorunlarının henüz başlangıcında aynı kürü içine ezilmiş sarımsak karıştırarak uygulayan pek çok kadın, sorunlarının azaldığını ve hatta yok olduğunu ifade eder. Kokusu nahoş olsa da, sonuçları bakımından yararlı bir kürdür.

 

İşlem tamamlandıktan sonra, yine saç dipleri parmak ucu masajı uygulanarak güzelce durulanır. Benzer sonuçlar için farklı saç diplerinde uygulanan bir başka tarif ise, bal ve zeytinyağı karışımıdır. Burada işlem aynen ilk kürdeki gibi uygulanır, ancak hassas nokta balın yoğunluğunu azaltmak ve iyice karışmasını sağlayabilmektir. Ballı kürü durularken, biraz daha sıcak su kullanmalıdır.

 Yağlı saç dipleri ve kepekli saç derisi için yumurta sarısı, badem ya da zeytinyağı ve elma sirkesi kürü uygulanır. Elma sirkesi oranı normal şartlarda bir tatlı kaşığını geçmemelidir. Karışım saçın uzunluğuna göre artırılabilir ancak esas olan masaj ile saç derisine uygulamaktır. Minimum yirmi dakika saç bu şekilde dinlendirilmeli ve diğer kürlerdeki gibi bol su ile temizlenmelidir.

 Bu basit çözümleri uygulayarak, yoğun tempoda kişisel bakım için arzu edilen zaman yaratmak ve kısa sürede çözüm almak mümkündür. Günümüzde pek çok kadın deneme yanılma yöntemleri ile kendi geliştirdikleri tamamen kişisel içerikle hazırlanıp zenginleştirilmiş kürler uygulamaktadır. Sağlıklı ve daha parlak saçlara sahip kadınlara sırları sorulduğunda yukarıda anlattığımız temel kürleri, ufak tefek değişikliklerle eşsiz birer ilaca dönüştürdükleri görülmektedir. 

 

CİLT KORUMASI ve GÜNEŞİN ZARARLI IŞINLARI

 Yaz aylarında, en hassas bölge olan cildimiz ne yazık ki güneş ışınlarının verdiği zararlara karşı kendini koruyamaz. UVA ve UVB ışınlarının yoğunluğu ile meydana gelen güneş lekeleri ise tedavi edilmediği ve kontrol altına alınmadığı takdirde erken yaşlanmaya, derin ve geri dönülmesi zor kırışıklıklara, cilt tonunda uyum bozukluğuna ve kuru kalıp çatlamaya bağlı sorunlara neden olabilir. Bu sorunlar kimi zaman estetik boyutta kalır, kimi zaman tıbbi boyutlarda rahatsızlığa sebebiyet verebilir. Günümüzde özel olarak geliştirilen ve büyük bir sektör oluşuturan krem ve serumların yanı sıra alternatif lazer tedavilerine başvurmak da mümkündür.

 Son yıllarda teknoloji çok büyük gelişme gösterse dahi cilt lekelerinin meydana gelme yaşı, günümüzde maalesef yirmili yaşlara kadar düştüğü bilimsel bir istatistik. Dermotologların hem fikir olduğu bir konu; lekelerin ilk yaşlanma belirtilerinden biri olduğunu ve genellikle yirmili yaşlarda meydana geldiğini dile getirmeleridir. Bahsi geçen yaş grubuna dahil olan genç kadınların yüzlerinde oluşan cilt lekelerini bir süre fark etmedikleri veya önemsemedikleri ancak zaman içinde koyulaşan, kabuklaşan ve hatta kansere dahi dönüşebilen lekeler karşısında çaresiz kaldıkları sık karşılaşıldığı bilinen durumlar. Ancak teknoloji ile el ele veren kozmetik sektörünün daha da gelişmesi artık güneş lekeleri üzerinde kalıcı çözümler üretilmesini hızlandırıyor. Sadece güneşlenirken değil, yürürken, araç kullanırken, açık alanda çalışırken de güneşe maruz kalan kadınların güneş lekelerini engellemek ya da yok etmek için neler yapması gerekiyor?

 Öncelikle en büyük yıldız olan güneşin fotosentez, D vitamini oluşumunu sağlamak, ısı ve ışık kaynağı olarak yaymak, mikropları yok etmek ve insanları psikolojik olarak olumlu etkilemek gibi sayısız yararı bulunduğunu, ancak tüm bunların yanında faydaları olduğu kadar birçok zararı olduğunu da asla unutmamak gerekir. Uzman Dermotologlar, güneş ışınlarının kırışıklıklar kadar %80 oranında lekelere de yol açtığını, güneşe en az maruz kalan meslek gruplarının bu nedenle hep güzel olduğunu ve güzel kalabildiğini dile getiriyorlar.

 Kötü ve düzensiz beslenme, kimyasal maddeler, yoğun uykusuzluk ve stres gibi diğer şeytani güçler ise güneş ışınlarına bu konuda oldukça yardımcı oluyorlar. Ancak tüm bunları engellemek için cildinizi, saydam bir fanusun içinde koruma altına almanız da mümkün. Güneşe maruz kalacağınız bir alana çıkarken, SPF (güneş koruma faktörü) içeren krem ya da fondöten kullanmanız o güne kadar meydana gelen lekelerin azalmasını sağlayacağı gibi, yenilerin oluşumuna karşı da bir bariyer görevi üstlenerek ışığı yansıtacaktır. Doğru içerikli ürünlerin yaşlanmanın ilk belirtilerini son derece yok edebileceğini dile getiren Dermotologlar, güneş lekelerini koruma altına almadan önce, daha sağlıklı adımlar atmak adına en etkili ürünlerin hangi detaylı içeriklere sahip olduğunu öğrenmeniz gerektiğinin de altını çiziyor.

 Güneş lekeleri, derinin güneş gören yerlerinde kahverengi ve küçük izler şeklinde beliriyor. Bazı ilaçların kullanımı da bu lekelerin çok daha hızlı oluşmasına neden olabiliyor. Genç yaşlarda kanser öncüsü olarak nitelendirilmeyen bu lekeler, özellikle kadınlarda sadece kozmetik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle 5 veya 10 mili metre çapında olan lekeler; açık tenli, sarışın kadınlarda ve yaşlılarda daha sık görülüyor. Beyaz ve sarı saçların ise cildinizi neredeyse hiç koruyamadığı, bilinmesi gereken bir gerçek. Sınırı olmayan lekelerin görüntüsü ise çillerden daha büyük boyutta seyrediyor. Bunun nedeni ise güneş ışınları…

 UVA ve UVB ışınlarının zararları her ne kadar ilgili olan çok kişi tarafından bilinmekte olsa da bu ışınların özellikleri birbirinden farkı ve benzerlikleri pek bilinmiyor. Ultraviyole A ışınları, yer yüzüne ulaşan ancak ozon tabakasında süzülmeyen ışınlar arasında yer almakta. Ve bu nedenle güneş ışığı içinde UVB’ye göre bin kat daha fazla bulunmakta. Bulutlardan ve camdan süzülebilen bu ışınların, derinin alt tabakasına etki etmesi ise bronzlaşmayı sağlamakta. Yine aynı şekilde ultraviyole B ışınların da yeryüzüne ulaşarak kızarmaya oluyor. Söz konusu güneş ışınları tüm derideki hücrelerde, bağ dokusunda ve deri damarlarında büyük hasara neden oluyor. Her ne kadar uzun yıllar UVB ışını daha yararlı olarak bilinse de yapılan son araştırmalarda UVA ışınlarının daha zararlı olduğu kanıtlandı. Ultraviyolenin deri kanserine neden olduğu biliyor. Bu sebeple deniz kenarında bronz bir tene sahip olmak uğruna saatler boyunca güneşlenen kişiler ve güneş ışınları altında çalışmak zorunda olan insanlar da bu riske maruz kalıyor.

 Çok uzun seneler boyunca güneş ışınlarına maruz kaldığında deride güneşin geç dönem etkilerinin ortaya çıkacağı ve güneşe bağlı olarak deri yaşlanması, ciltte ince veya kalın çizgilenme, kuruluk, küçük ve ince kırmızı damarcıklar, renk bozukluğu, derinin esnekliğinin azalması ve siyah noktalar gibi sorunlar görülebiliyor. Üstelik söz konusu bu belirtiler sadece yaz aylarında güneşlenirken de meydana gelmeyebilir. Bu nedenle; yürüyüş yaparken, araç kullanırken ya da spor yaparken de güneşten kesinlikle korumak gerekiyor.  

 Bunun yanı sıra güneş ışınları, derinin bağ dokusunu da etkilemektedir. Kronik hasarlar sonucu, erken deri yaşlanması da yaşadığımız cilt sorunlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Güneşin yoğun ışınları pigment hücrelerini de etkilediğinden dolayı istenmeyen çillerin ya da lekelerin oluşması kaçınılmaz. Diğer taraftan güneş ışınları bağışıklık sistemini oldukça zayıflatmakta, bunun sonucunda ise derinin enfeksiyonlara karşı direnci de azalmakta.  

 

 

KULUNÇ NEDİR, NASIL GEÇER ?

                                                                             

     

Kulunç, sebebi bilinmeyen, kaslı bölgelerde oluşan ve ağrılı seyreden bir rahatsızlıktır.Genellikle sırt ve omuz bölgesinde görülür.

Kulunçun tıp dilindeki gerçek adı "fibrositis" dir.

İstatistiklere göre romatizma şikayeti ile gelen hastaların %11 nde kulunç olduğu görülmüştür.

İki tip kulunç vardır.

1.) Sadece ağrılı geçen kulunç

2.) Bağ dokusu hastalıklarının ve enfeksiyonların seyrinde görülür.

    Yaygın olanı birinci tiptir.

 

Kulunç genellikle tetik nokta denen yerlerde yoğundur.Bu kulunçlu tetik noktalara basıldığında ya da hareket anında kulunç ağrısı artar.

Kulunç ağrısı, hafif egzersizlerle azalır ancak yoğun ve ağır egzersizlerle tetiklenir.

Uzun süre hareketsiz kalınması da kulunç ağrısını arttırır.

Kulunç, kasların gerilmesi ve rahatlatılamaması sonucunda oluşur.

Kas demetlerinde kemiksi yapılar oluşur.(halk arasında kulunç denen yapılar)

Kulunç, zararlı ve tehlikeli bir rahatsızlık değildir.Sadece verdiği ağrılar ve acılar vardır.

Kulunç Tedavisi:

-  Kulunç tedavisi oldukça basittir.Kulunç olan bölgeye sıcak bir havlu ya da          bez ile sıcak tatbik edilmesi.

-  Kas gevşetici ilaçlar kullanılması.

-  Hastanın kulunç oluşmuş bölgedeki kaslarını bilinçli bir şekilde gevşetmeye      çalışması.

-  Bazı uzmanlar kulunç tedavisi için elektronik akapunktur cihazını                      önermektedir.

-  Eğer kulunç çok yoğunsa ve bu yöntemlerle azalmıyorsa mutlaka bir Fizik        Tedavi merkezine gitmek daha etkili olacaktır.Çünkü bazı hastalıklar kendilerini sırt ağrısıyla da duyurabilir.

 

YUMURTALIK KİSTİ 

 

Yumurtalık(over) kisti kadınlarda görülen bir hastalıktır.Yumurtalık kistleri bazen bir taraftaki yumurtada bazen de her iki tarafta görülen içi su dolu kesecikler şeklinde oluşan yapılardır.

2 ila 30 cm arasında değişen boyutlara sahiptir.Çok nadirde olsa daha büyüklerinede rastlanabilir.

Yumurtalık kistinin büyüklüğü, hormon salgısı yapıp yapmadığı, yırtılma olup olmaması gibi faktörlerle değişik belirtiler gösterir.

Yumurta kisti genellikle ultrasonografi ya da muayene yapılırken tesadüfen ortaya çıkar.Çünkü öncesinde belirti göstermez.Sadece hastaların bazılarında kasık ağrısı vardır.Ağrı kistin olduğu yerdedir.(Sağda ya da solda)

Yumurtalık kistinin sebep olduğu ağrı, genellikle hafif seyreder.Oturmak, dizleri karna çekmek gibi karın içi bölgesini sıkıştıran hareketler, ağrıyı arttırır.

Yumurtalık kistinde yırtılma, patlama,burkulma  ya da dönme meydana gelirse, bu durumda aniden başlayan şiddetli kasık ve karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, göz kararması ve bayılma gibi şikayetler oluşabilir.

Yumurtalık kistlerinin kendine has spesifik bir belirtisi yoktur.Yumurtalık kisti diğer hastalıklarda ortak görülebilecek belirtilere sahiptir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi yumurtalık kisti teadüfen ortaya çıkar.Bu yüzden uzun süreli bir karın ağrısı yaşadığınızda mutlaka bir Kadın Hastalıkları Uzmanına gidip danışınız.

 

ERKEN BOŞALMA


 

Erken boşalma bazı yerlerde cinsel bir hastalık, bazı yerlerde de cinsel uyumsuzluk olarak adlandırılır.

Bir başka tınma göre de erkeğin boşalma refleksi üzerinde hiç kontrol sahibi olamadığı ya da çok az olduğu ve boşalmayı kontrol edemeyeceği hissine kapıldığı durumdur.

Erken boşalma yaşayan erkeklerin çoğu utanç, kendini yetersiz görme,eksiklik ve küçük düşme gibi şeyler hisseder.

Erken boşalma yaşayan erkeklerin %1 inden az bir kısmı fiziksel, kalan grup ise psikolojik etkenlerden dolayı erken boşalma yaşamaktadır.

Erken boşalma terapi ile tedavi edilebilmektedir.Cinsel ilişkide en önemli şeyin  uyum olduğunu da belirtmeliyiz.

Erken boşalma sebepleri araştırıldığında kişinin gençliğinde yaptığı masturbasyonlarda yaşadığı birtakım durumlar ortaya çıkıyor.Örneğin yakalanma duygusu ile heyecanla yapılan masturbasyonlarda önemli olan yakalanmamaktır.Hazzı yaşayıp yaşamamak değil.

Bir başka etmende cinsel açıdan baskıcı bir ailede yetişmiş, evlilik öncesi ilişki yaşayamamış ya da masturbasyon yapmamış kişilerde aşırı biriken duygu patlaması.

Birlikte olduğu kişiye karşı duyulan aşırı ilgi, bağlılık ve sevgi heyecanı arttırıp, erken boşalma sebebi olabilir.

Uzun süre görüşmeyen eşlerin ilk birlikteliklerinde erken boşalma yaşanabilir.

Baskıcı toplumlarda yetişen erkeklerde, günah işleme ve suçluluk duygusu da yine erken boşalmaya sebep olabilir.

Erken Boşalma Tedavisi : 

Erken boşalma kesinlikle tedavisi olan bir sorundur.

*  Erken boşalma tedavisini bazı erkekler kendisi uygulayabilir ve sonuç alabilir.Bu yöntem; DUR-BAŞLA yöntemidir.Pozisyon değiştirme ve yer değiştirmede denenir.

*  Erken boşalma yaşayan kişi, alkol alımını azaltıp, bitkisel destek ürünü kullanabilir(çok tavsiye edilmeyen bir yöntemdir.)

*  Doktor tavsiyesi ile kullanılan antidepresanlar.

*  Yine doktor tavsiyesiyle yapılan psikoterapi de erken boşalma tedavi yöntemlerindendir.

Erken boşalmada en etkili yöntem psikoterapidir.

 

MİGREN

 


Migren, sıklıkla ataklarla gelen şidedetli bir başağrısı tipidir.Birçok insana göre en yoğun yaşanan ağrıdır.Migren atakları 4-72 saat arasında değişen uzunluklarda olabilir.

Migren, nörolojik bir hastalıktır.

Migren ağrısı birden gelmez.Önce hafif şiddette başlar ve derecesi kademe kademe artar ve kişiyi etkinliklerinden uzaklaştırır, konsantrasyonunu bozar.

Sonuç olarak migren kişinin ve yakınlarının yaşam kalitesini düşüren bir rahatsızlıktır.

Migren ağrısı, migrenli kişilerin tariflerine göre; zonklayıcı, ateş yanar tarzında,  matkapla delinir gibi ya da nabızla birlikte atar şekilde hissedilen bir ağrı çeşidi.Başın tek bir tarafında görüldüğü gibi çift yanda da görülebilir.

Migren atağı geçiren kişiler, ışıktan ve sesten çok rahatsız olur.Aynı zamanda mide bulantısı ve kusma da eşlik eder. 

Migren görülme sıklığı kadınlarda erkeklere nazaran daha sıktır.Erkeklerde %6,5 kadınlarda da %18,6 oranında görülür.

Migren atağı yaşayan insanlar karanlık bir odada sessiz bir şekilde uyumak isterler ki bu da günlük hayatı aksatır.Migren için kullanılan bazı ajanlar vardır.Ama bu ilaçlar migreni tamamen iyileştirmez, sadece migren ağrısını keser.Ama migren kendini bilinmeyen bir zaman diliminde yine gösterecektir.

Hatta sık sık alınan migren ilaçları bağışıklık yapabilir ve ilaca bağlı ağrı gelişebilir.

Hamilelik dönemindeki bayanlarda migren, %70 oranında azalmaktadır.Özellikle ilk üç aydan sonraki dönemlerde migren atakları tamamen ortadan kaybolabilir.

Hamilelik döneminde, hormon salınımının artması ve aylık döngünün kaybolması, migren ataklarının durmasına neden olmaktadır.Çok nadiren de olsa bir grup hamilede migren aynen devam etmektedir.

 

Migren Tedavisi : İlaç tedavisi dışında, nöral terapi ve akapunkturda migren tedavisinde alternatif yollardır.

Migren hormonal sebeplerden dolayı oluyorsa ki özellikle adet öncesi dönemde ve yumurtlama döneminde görülür.

Bazı durumlarda ise hava değişikliğine bağlı olarak migren görülür.Özellikle mevsim geçişlerinde ve uçak seyahatlaeri sonunda.

Nöral Terapi ile migren tedavisi birçok insanda olumlu sonuç vermiştir.Migren aslında Otonom Sinir Sistemi disfonksiyonudur(çalışmaması).Migren atağının oluşumu esnasında görülen başağrısının yanısıra, nöral ve gastroentolojik bulugularda görülmektedir.Buda otonom sinir sistemi disfonksiyonundan kaynaklanmaktadırç

Migren atağı esnasında bağırsaklarda yavaşlama meydana gelir ve buda bulantı ve kusmaya neden olur.

Diğer bir bulguda damar kontrolünün bozulması sonucunda damarlarda vaokonstrüksiyon(daralma) meydana gelir.Hemen ardından yaşanan evrede vazodilatasyon(genişleme) oluşur.Bu zonklatıcı ağrı ve ödem oluşmasına sebep olur.Migren atağı bittiğinde normal evreye dönülür.

Nöral terapi, otonom sinir sistemi regülasyonu yapmaktadır.Migren ilaçlarının kimyasal etkileri ile sinir sistemindeki bioelektriksel bozukluk düzeltilememektedir.

Nöral terapide "bozucu  alan" diye adlandırılan bölge her kişide farklılık gösterebilmektedir.Tedavide kullanılan kısa etkili lokal anesteziğin, hiperpolarize edici(bioelektriksel düzenleyici) etkisi ile odak susturulur.Bioelektriksel olarak stabilize olan odaktan, bir daha sistemi alt üst edecek uyarım oluşmaz.

 

BOYUN FITIĞI  

 

Boyun ağrıları, boyun omurgasını oluşturan kemiklerin, eklemlerin, omurların arasında yer alan disklerin ve omurga etrafındaki kas ve bağların bozukluğu sonucu oluşur.

Boyun ağrısına sebebiyet veren bazı rahatsızlıklarda hissedilen ağrı sadece ensededir.Bazı durumlarda ise enseden başa, sırta, kollara ve hatta göğüse doğru da yayılabilir.

Hastanın boyun herketlerinde kısıtlılık oluşur.Eskisi gibi heryöne istediği şekilde kafasını çeviremez ve eğemez.Kollara ve ellere yayılan uyuşmalar, ellerde güçsüzlük hissi, baş dönmesi, sersemlik hissi en sık karşılaşılan yakınmalardır.Bazen günlük aktiviteleri engelleyebilir.

 

Boyun Fıtığı :

Omurgayı oluşturan kemiklerin arasındaki diskin zamanla zayıflamasıyla, disk içeriği dışarıya doğru fırlar.Fıtıklaşma sonucu sinir kökü ya da omuriliğin üzerine baskı uygulayabilir.Sinir kökü sıkışması ile kola ve ele yayılan şiddetli ve yanıcı ağrı, uyuşma, karıncalanma, hatta ileri dönemler de el ya da kolda kas güçsüzlüğü de görülebilir.

                         Boyun Fıtığı İçin Alınacak Önlemler

o Herşeyden önce boyun duruşunun(postür) düzgün olması.

o Sırt ve boyun bölgesinin güçlendirilmesi,

o Boyun bölgesinde travmadan ve stresten kaçınma,

o Fiziksel aktivite

o Boyun fıtığının daha başında iyi bir merkezde fizik tedavi almak,

o İşiniz masa başında ise, kol destekli bir sandalyede omuzlarınız geride ve        ayaklarınız mutlaka yere değecek şekilde oturun.

o Bel bölgesine küçük bir çıkıntı koyun

o Ensenize de bir destek koymaya çalışın.

o Ani ve sert hareketlerden kaçının.

o En önemli egzersizi, yüzmeyi ihmal etmeyin.

 

               * ANASAYFAYA ÜST MENÜDEN DÖNEBİLİRSİNİZ *

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      4598 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret107837
Reklam

BURASI

SİZİN 

REKLAMINIZI 

BURADA

YAYINLAYABİLİRSİNİZ




 



Uluslararası Sözlük

 

to

>

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.32142.3307
Euro2.85822.8696
Hava Durumu
Anlık
Yarın
7° 1°
Saat
Takvim